İbrahim Ethem tacı tahtı terkediyor…

tarafından
177
İbrahim Ethem tacı tahtı terkediyor…

İbrahim Ethem Hz, tacı tahtı terk ediyor, Seneler sonra kendi yaptırdığı camide yatsı Namazı kılıyor, dışarıda kar hava çok soğuk, “Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim” diye düşünüyor, Caminin bekçisi geliyor! “Ne yapıyorsun” diyor

“Müsaade et şurada yatayım, Sabah Namazından sonra gideceğim” diyor, Görevli bacağından tutuyor onu ve “İbrahim Ethem senin gibi çulsuzlar için yaptırmadı bu camiyi” diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya!

İbrahim Ethem “Ben bu camiyi yaptırdım” diyemiyor kibir olur diye, çaresiz şehre gidiyor. Her taraf kapalı, sadece bir yer açık, bir fırın. Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor, orada çalışan işçi “Geç otur” diyor, Aradan bir-iki saat geçiyor, Sabah ezanı okunmaya başlıyor, okunduktan sonra işçi dönüyor.

“Hoş geldiniz nereden gelip nereye gidiyorsunuz isminiz ne” diyor İbrahim Ethem de; “Ben iki saattir burada oturuyorum şimdi mi geldi aklına sormak” diyor! Fırıncı “Ben bu fırında işçiyim, iki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum, Ben onlara şimdiye kadar haram lokma yedirmedim, senin geldiğin vakit benim mesai saatim dahilindeydi, ezan okundu mesaim bitti. Seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi kazancıma haram karışmaz” diyor!

İbrahim Ethem “Sen ne güzel adammışsın, Sen Allah’tan bir şey isteyip de olmadığı vaki oldu mu” diye soruyor; “Ben Allah’tan ne istediysem verdi, Fakat Allah’tan bir şey istedim, Onu bana vermedi, Allah’a yalvardım, bana İbrahim Ethem Hz göster diye, bana onu göstermedi” diyor!

“o Allah öyle bir Allah ki” diyor İbrahim Ethem Hz “İbrahim Ethem’in bacağından sürükleye sürükleye, kafasına vura vura getirir sana gösterir, sen yeterki yürekten iste” diyor! Sevenin sevdiğinden istediği tek şeydir dua. Ayrı bedenleri bir muhabbette birleştirendir dua. Çaresizken sığındığımız tek limandır dua, Kulun Rabbiyle teke tek buluştuğu andır dua. Yoksulun ekmek kapısı, dertlinin derman kapısıdır dua”! Sen yeterki iste. Et duanı. Ümitsizliğe düşme. Her şeyin bir vakti var… Tabi ettiğin duaya gerçekten inanırsan

Sonunu Okuyunca Göz Yaşlarına Boğulacaksınız. Bir gece eve geç geldim. Eşim, akşam yemeği için masayı hazırlarken elini tuttum ve “Boşanmak istiyorum” dedim. Sözlerimden alınmışa benzemiyordu. Sakince nedenini sordu. Cevap vermek istemedim. Bu, onu kızdırdı. Çatal ve kaşıkları fırlatarak bana “Sen adam değilsin!” dedi. O gece hiç konuşmadık.

Uyuyordu. Evliliğimizin bitmesinin ardındaki nedeni bilmek istiyordu. Bense tam olarak ne cevap vereceğimi bilemiyordum. Kalbimi Jane’e kaptırmıştım. Artık eşimi sevmiyordum. Ona acıyordum! Derin bir vicdan azabı içerisinde, evi, arabayı ve şirket hisselerinin 30%’unu alabileceğine dair bir boşanma anlaşması hazırlattım. Görür görmez anlaşmayı yırtıp attı. On yıldır hayatıma ortak olan kadın artık bir yabancıydı.

Harcadığı zaman ve verdiği emeğe acıyordum. Ama söylediklerimi geri alamazdım. Bir gün yanımda bağırarak ağladı. Aslında bu tepkiyi ilk kez boşanmak istediğimi söylediğimde bekliyordum ondan. Boşanma fikri artık daha gerçekçi geliyordu. Yine bir gece eve geç geldim. Masanın üstünde bana yazdığı bir yazıyı gördüm. Yemek yemedim. Hemen uyumaya gittim.

Sabah bana boşanma koşullarını anlattı. Benden tek bir şey istemiyordu. Boşanana dek hayatımızı eskisi gibi yaşamamızı istiyordu. Nedeni ise gayet basitti. Çocuğumuzun sınavları yaklaşıyordu ve çocuğumuzun durumdan etkilenmesini istemiyordu. Ayrıca, bana onu evlendiğimiz gün eve kucağımda nasıl taşıdığımı hatırlattı. Mahkeme gününe kadar her gün onu kapıdan yatak odasına kadar kucağımda taşımamı istedi. Delirdiğini düşünmeye başladım. Ancak evde huzursuzluk çıkmasın diye garip olan bu teklifini kabul ettim.

İlk gün, eşimi kucağımda yatak odasına kadar taşıdığımda ikimiz de bir gariplik seziyorduk. Oğlumuz ise neşeli bir şekilde, “Arslan babam! Annemi kucağında taşıyor!” diye alkışladı. Oğlumun söyledikleri içimde bir yerlere dokundu. Eşimi, yatak odasından oturma odasına sonra da kapıya kadar kucağımda taşıdım. Gözlerini kapattı ve sakince, “Boşanacağımızı oğlumuza söyleme” dedi. Onaylayan bir ifadeyle kafamı salladım ve yere indirdim. İkinci gün duruma biraz daha alışmıştık. Göğsüme yaslandı.

Bluzundaki parfümün kokusunu alabiliyordum. Farkettim ki eşime uzun süredir kadın gözüyle hiç bakmamışım. Artık genç bir kız değildi. Suratında kırışıklıklar vardı ve saçları beyazlıyordu. Evliliğimiz ona verdiği hasar belli oluyordu. Bir anlığına ona ne kadar zarar verdiğimi anladım.

Dördüncü günümüzde eşimi kucağıma aldığımda, aramızda bir bağ oluştuğunu hissettim. Kucağımdaki kadın bana ve evliliğimize on yılını vermişti. Beşinci ve altıncı günde, aramızdaki bağın giderek yoğunlaştığını gördüm. Mahkeme günü yaklaştıkça aramızdaki bağ daha da kuvvetleniyordu ve eşim giderek daha hafif gelmeye başladı. Bir sabah eşime yaşattığım acının farkına varmaya başladım.

Bir anda ellerimi başını okşarken buldum. Oğlumuz o an içeriye girdi ve “Baba, annemi taşıma zamanı!” dedi. Annesini her gün kucağımda taşımam oğlumun hayatındaki en önemli şeylerden birisi haline gelmişti.Eşim, oğlumuzu tuttu ve ona sıkıca sarıldı. Bense fikrimi değiştirmemek için kafamı çevirdim. Eşimi kucağıma aldım ve eliyle boynumu sardı. Onu kucağımda sıkıca tutuyordum, tıpkı evliliğimizin ilk günü gibi. Mahkemeden bir gün önce eşimi yine kucağıma aldım. Adım atmakta zorlanıyordum. Ne yapmam gerektiğine karar vermiştim.

Jane’in yanına gittim ve ona “Üzgünüm, Jane. Artık eşimden boşanmak istemiyorum” dedim. Her şeyin farkına varmıştım artık. Evliliğimizin ilk günü eşimi ilk kez kucağımda evimize taşımıştım ve ölene dek onu kucağımda taşıyacağıma yemin etmiştim. Eşime çiçek almaya karar verdim. Çiçekçi nota ne yazdırmak istediğimi sorunca da gülerek, “Ölüm bizi ayırana dek seni kucağımda taşıyacağım” dedim. Eve geldim.

Ellerimde çiçekler ve suratımda içten bir gülümsemeyle. Ben dışardayken eşimin vefat ettiğini öğrendim. Sonradan öğrendiğim kadarıyla eşim birkaç aydır kanserle mücadele ediyordu. Bense Jane ile ilgilenmekten bunu bile farkedememiştim.

Öleceğini biliyordu ve oğlumuzun bana tepki göstereceğini düşündüğünden boşanmamızı ona belli etmememi söylemişti. Oğlumun gözünde son ana dek eşini seven bir baba olarak görünmüştüm. Eşimi son kez kucağımda taşıdım… Günlük hayatımızdaki önemsiz ve sıkıcı görünen ayrıntılar aslında ilişkilerimizi şekillendiren şeyler. Ne kadar büyük bir evinizin olduğu, ne model bir arabanız olduğu ya da banka hesabınızdaki paranın miktarı hiçbir anlama gelmiyor. Para, araba ve ev gibi şeyler mutluluğuna bir nebze de olsa katkı sağlayan araçlardır.

Ama hiçbiri size kalıcı mutluluk sağlamaz. Bu nedenle, sevdiğiniz kadının hayat arkadaşı olun. Aranızdaki bağı kuvvetlendirmek için birbirinize küçük jestler yapın. Birçoğumuz vazgeçtiğimiz an başarıya ne kadar yakın olduğumuzun farkına bile varamıyoruz. Duygu yüklü yazıyı arkadaşlarınızla paylaşmayı ihmal etmeyin