Bir kadının kocasından ömür boyu hak etmediği bir para alması helal midir?

tarafından
155
Bir kadının kocasından ömür boyu hak etmediği bir para alması helal midir?

Yeniakit yazarı Ali Osman Aydın’ın  “Evlilik Tic. Ltd. Şti.” başlıklı bugünkü köşe yazısı…

TV 8’in sahibi, milli yapımcımız boşandı! Bu evliliği adım adım takip eden magazin toplumuna, medya soytarılarına da iyi bir dedikodu malzemesi çıktı…

Bu boşanmanın benim için zerre kadar önemi yok.

Fakat herkesin konuştuğu nafaka konusu, önemli.

Çünkü nafaka, boşanan erkeklerin hayatlarını felç eden bir uygulama haline getirildi son çıkan kanunlarla.

Ne hikmetse hukuk, boşanan erkeğin, boşandığı kadınla mali irtibatını koparmak istemiyor. Erkek, kadına bakmaya ömür boyu devam etsin istiyor. Boşanmadan erkek de zarar görüyorken, kadın görmesin isteniyor. O halde yüce devletimiz baksın boşanmış kadınlara… Nedir bu, erkeği rehin almalar?

Neden bir insan, bir başka insana, ömür boyu para ödemek zorunda bırakılır ki?

Düşünün bu meşhur boşanmadaki taraflardan her ikisi de şayet 40 yıl yaşarlarsa, ve hanımefendi resmen çalışmazsa, bir taraf 40 yıl boyunca nafaka ödemeye, diğer tarafta almaya devam edecek. Birkaç sene sonra nafaka yetmedi mi, derhal şefkatli mahkeme reisine gidecek ve nafaka artırım talebinde bulunacak. Oh ne ala memleket…

Türkiye’de işte böyle trajikomik bir nafaka sistemi uygulanıyor işte ve bunun yığınla mağduru erkek var. Fakat kimsenin, onların sesini duymaya, mağduriyetlerini görmeye niyeti yok!

****

Süresin nafaka uygulaması, hakikaten kadınları korumak için mi veya artık kimse boşanmasın diye mi yoksa aklı başında kalan son insanları da delirtmek için mi yapılıyor, anlayamadım…

Öyle ya boşanma şartlarını böyle ağırlaştırırsanız, Müslüman evliliklerini Katolik nikahına çevirirseniz, kim evlenmek ister?

Kim hayatını boşandığı kadına ipotek etmeyi kabul eder?

Hiç şüpheniz olmasın, insanların hayatını karartan bu uygulama, evlenmek isteyenleri de aile kurmaktan soğutacaktır. Zaten evlenme oranlarının ciddi şekilde düşmesi bu mantık dışı uygulamanın ne işe yaradığını gösteriyor.

Boşanma sonrasında himayeye ihtiyacı olan kadınlar olabilir, anlarım…

Fakat bu, belli bir süre olur kardeşim…

Ömür boyu olmaz, olamaz.

Ya da sadece kadının mali şartları dikkate alınarak düzenlenemez.

Erkek Allah’ın kulu, bu ülkenin vatandaşı, hukukun muhatabı değil mi?

Hukukta “zamanaşımı” diye bir şey yok mu?

Anayasada haklar kullanılırken ve borçlar yerine getirilirken “dürüstlük” esas kabul edilmiyor mu?

O halde nafakayı hesap ederek, kadının kalan hayatında çalışmayı aklına bile getirmemesi, bu dürüstlük ilkesiyle bağdaşıyor mu?

Bağdaşmıyorsa, mahkemelerin kadına “Yeter! Şu kadar sene oldu git ve kendi hayatını, kendin kazan!” demesi gerekmiyor mu?

Orta çağda olsa, böyle köleleştirici bir uygulama anlaşılır olabilirdi, fakat, devir değişti. CERN’in, Yapay zekanın olduğu bir çağda yaşıyoruz, Mars’ın yeraltı yapısını inceliyoruz… Kimse hukuk kullanılarak başka bir insanın kölesi haline getirilemez.

Bu, en temel insan haklarına aykırıdır…

Borcun olur ödersin, miktarı, süresi ve gerekçesi bellidir.

Süresiz borç olur mu?

Bu neyin borcudur, Allah aşkına…

Din dahi, kocalara “mehir” dışında mali bir yükümlülük yüklemiyor…

Memleketin hak-hukuk tanıyan, helal-haram bilen kadınlarına şunu da sormak isterim: Bir kadının kocasından, ömür boyu hak etmediği bir para alması, helal midir?

****

Himaye edilmeye ihtiyacı olmayan, zaten hayatını kendi imkanları ile sürdürebilecek olan gencecik kadınların, dizileri hatmedecek kadar boş vakti olan kadınların, Müge Anlı programlarındaki girift ilişkileri çözecek kadar zeki kadınların, boşandıkları erkeklerden hayli yüklü miktarda nafaka talep etmelerini aklım almıyor.

Bazı kadınlar öyle nafakalar alıyorlar ki o kadarını, hatlı minibüs çalıştırsalar, ticari plakalara sahip olsalar, hatırı sayılır bir caddede dükkan açsalar kazanamazlar…

Bazı kadınların sırf bu nafaka akışı devam etsin diye özellikle evlenmediklerini, aldıkları nafaka ile gayet müreffeh şartlarda dost hayatı yaşadıklarını gelen elektronik postalardan biliyorum. Zorlu kısımları başkasının sırtına yüklenmiş, kolay, tatlı ve beleş bir hayat tarzı bazı kadınları zengin koca avcılığına sevk ediyor.

Boşanarak elde edilen “Erken emeklilik”, iştahları kabartıyor…

Zaten kadın programları ve diziler de bu tip çıkarcı kadınlara, koca adayına çevrilecek entrikanın bin bir türü ile ilgili ders niteliğinde öğütler vererek, deyim yerindeyse ufuklarını açıyor.

Bu tür kadınlar hayatlarını kazanmak için yeteneklerini geliştirmek, kafalarını çalıştırmak, zorluklara katlanmak yerine cinsiyetlerini kullanmaya başlıyorlar. Evet, bir kere o “Evet”i dedirtin, yeter… İsterseniz sadece birkaç ay evli kalmış olun…Hayatınızı belli ölçüde garanti altına almış oluyorsunuz.

Herkes bilsin ki, bu durum, evliliği manevi bağlamından kopararak çok karlı bir ticari müesseseye dönüştürüyor.

Devletimiz, topyekun bir “kadıncılık” politikası güttüğü için de, bu müessese kapatıldığında “Pozitif ayrımcılık” felsefesinden hareketle mali zararı sadece tek tarafa ödetiyor.

Anlayamadığım, “Kadına ayrımcılık yapmamız mümkün değil” deniyor ama “Kadına pozitif ayrımcılık” devlet politikası olarak uygulanıyor.

Tüm bu şartlar birleştiğinde, erkek mağdur değil kurban haline geliyor…

Ama kurban kadın değil de erkek olunca, maalesef, bunu kimse umursamıyor…