Batı Dünyasının Papası Varsa, İslam Dünyasının Neden Halifesi Yok?

tarafından
462
Batı Dünyasının Papası Varsa, İslam Dünyasının Neden Halifesi Yok?

Halifelik: Hz. Muhammed (sav) ‘in vefatının ardından oluşturulan bir yönetim makamıdır. Bu kişilere ‘’ halife-i rasulullah’’ (Allah elçisinin halifesi) denilmiş, idare ettikleri siyasi ve hukuki yönetim makamına da halifelik ismi verilmiştir. Halifelik Hz. Ebubekir (ra) ile başlar, Yavuz Sultan Selim ile Osmanlı Devletine geçer ve son Osmanlı halifesi Abdülmecid Efendi ile son bulur.

İlk dört halife seçimle iş başına gelmiştir. Emeviler zamanında halifelik babadan oğula geçen bir saltanat haline geldi ve bu durum Abbasiler zamanına kadar devam eti. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim’in en büyük amacı İslam birliğini gerçekleştirmekti ve bu yüzden 1517 yılında Memlük Devletine son veren Osmanlı Devleti, İslam âlemi için çok önemli olan halifelik makamını bünyesine katarak daha da güçlenmiştir. Ve bu tam 407 sene sürmüştür. 3 Mart 1924’de TBMM de alınan kararla halifelik resmen kaldırıldı. O zamanın İstanbul Valisi olan Haydar Bey saraya polisler eşliğinde gelerek alınan kararları halifeye okudu. Ancak halife bu kararları ilk başta tanımadı ve reddetti. Vali bu kararların Ankara’dan geldiğini anlattı ve ona gönderilen telgrafı okudu. Abdülmecid Efendi görevliler eşliğinde ailesiyle beraber saraydan çıkartılıp sürgün edilecekti. Saraydan çıkarken bir gazeteciye ‘’Ben vatan haini değilim yine bu millete dua edeceğim’’ der ve bu sözler İslam âleminin yüreğine bir kor gibi düşer. Abdülmecid Efendi 5 Mart 1924 tarihinde ailesiyle beraber Türk topraklarından ayrılmıştır. Halifeliğin kaldırılması İslam âleminde soğuk duş etkisi yaratmıştır. Bu durum ayaklanmaları beraberinde getirmiştir. Ve bilinen en büyük ayaklanma Şeyh Said İsyanıdır. Bundan beş yıl öncesine gidersek şu ilginç durumla karşı karşıya kalırız.

Atatürk, 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’ni açılış konuşmasında İtilaf Devletlerinin Hilâfet ve Saltanat makamı olan İstanbul’u işgal ettiklerini, gün geçtikçe artan bir şiddetle Hilâfet ve Saltanat hukukunun, hükümetin haysiyetinin, milli onurumuzun saldırıya uğradığını belirtir. Konuşmasının sonunda ise şu duayı okur: “En son duam şudur ki, istekleri gerçekleştiren Büyük Allah, sevdiği Hz. Muhammed hürmetine bu kutsal vatanın sahibi ve savunucusu, kıyamete kadar Hz. Muhammed’in dininin en sadık koruyucusu olan necip milletimiz ile saltanat ve yüce hilâfeti korusun ve mukaddesatımızı düşünmekle sorumlu olan heyetimizi başarılı kılsın! Amin.”

Bu sözleri sarf eden Atatürk İslam dünyasının birlik ve beraberliğinin korunmasındaki en büyük güç olan halifeliği neden kaldırtmıştı?

Bunun cevabı çok basitti. Müslümanların halifelik gücünü istemeyen bir çok dış güç odakları bulunuyordu. Bu dış güçlerin başında ise Dünya üzerinde birçok sömürgesi bulunan İngiltere vardı. Hilafet öncelikle İngiltere istemediği için kaldırılmıştır. İslam dünyası manen halifeliğe bağlı olduğundan ne kadar çok sömürgesi olmasına rağmen tam olarak hâkimiyeti sağlayamıyordu. Bu yüzden önündeki en büyük engel halifelik makamıydı. Lozan anlaşmasında gizli maddeler bulunuyordu. Bu gizli maddelerin en önemlisi halifeliğin kaldırılması idi. Ve Türkiye bu maddeleri kabul etmişti. Bunun doğruluğunu ise İngiliz devlet adamı Lord Course’ne sorulan ‘’Türklerin istiklalini niçin tanıdınız? ’’ sorusuna Lord’un cevabı İslam âleminin yüreklerini sızlatmıştı adeta. Lord’un cevabı şu şekildeydi:

’’İşte asıl bundan sonra Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz’’ demiştir.

Bizim bugün laiklik dediğimiz olgu birinci dünya savaşı sonrası Fransa ve İngiltere’nin Türkiye üzerinde kurduğu baskı sonucunda, bu iki ülkenin dayatması ile hayata geçirilmiştir. Ve sonucunda ise daha önceden de bahsettiğimiz gibi Lozan’da alınan gizli kararlar doğrultusunda halifelik makamı kaldırılmıştır.

Günümüzde sayıları iki milyar civarında olan ve başıboş kalmış Müslüman toplumların bir düzen ve birlik içerisinde hareket etmesini sağlayabilecek yegâne unsur halifeliğin yeniden canlandırılmasıdır.

Bugün tüm dinler belirgin bir merkezden yönetilirler ve Vatikan bunun en belirgin özelliğidir. Dünya’nın neresine bakarsak bakalım Hristiyanlar dinsel öğeler konusunda bu tek merkezin kararları doğrultusunda birlik içerisinde karar alır ve uygulamaya sokarlar. Ancak Müslüman toplumlar halifeliğin kaldırılması ve devir edilmemesi üzerine tam manası ile başıboş kalmışlar ve bugün içinde bulundukları kaosa sürüklenmişlerdir.

100 sene önce sözde batıyı örnek alarak laiklik kisvesi altında Müslümanlar için önemli olan halifeliği kaldıran zihniyet acaba papanın da siyasi bir makam olduğunu bilmiyor muydu? Bu zihniyet batının oyuncağı olmuştu. Batı ne derse yapıyorlardı. Bununla paralel olarak tekke ve zaviyeleri kapatıp laikliği de getirmişlerdi. Ve tamamen toplumu dinden soğutmuşlardı.

Günümüze gelirsek, batı dünyası refah ve huzurlu bir biçimde hayatlarını sürdürürken İslam dünyasında kan gövdeyi götürüyor. Suriye’de, Mısır’da, Libya’da, Filistin’de, Irak’ta, Arakan’da Müslüman kardeşlerimiz büyük bir zulme maruz kalıyor. Ve batının bütün bu yaşanan elim olaylara sesi çıkmıyordu. Müslümanlara yaşatılan zulmü görünce halifeliğin şart olduğu akıllara geliyor. Halifeliğin birleştirici gücü ise bunu mümkün kılıyor. Acaba şu an İslam aleminin başında bir halife bulunsaydı bu zulüm devam eder miydi diye sorarım sizlere.

‘’Yeniden canlanmak için Avrupa Medeniyetini taklit değil, gücümüzün esası olan İslamiyet’e dönmek gerekir.’’ SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN