Ana Sayfa GÜNDEM 28 Şubat Medyasının Son Operasyonu

28 Şubat Medyasının Son Operasyonu

177

Son fetva tartışmaları size de 28 Şubat’ı hatırlattı mı?

Ben bu hedef gösterme ve hedefi etkisiz hale getirme vukuatının 28 Şubat’la çok benzeştiğini düşünüyorum.

Bir tek Reha Muhtar eksik ama olsun, Ahmet Hakan var…

Nurettin Yıldız’a soruşturma açılması, “porno yayıncılıktan sabıkalı” Aydın Doğan’ın ve medya grubunun 28 Şubat’tan beri kondisyon kaybetmediğini, hala adam harcayacak dirilikte olduğunu ortaya koydu.

Ama düşünmeden de edemiyor insan…

Doğan medyasının, haftalardır Kanal D Haber’de videoları bağlamından koparıp, maksatlı bir şekilde kesip biçerek yaptığı, “halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmak” değil mi?

Benim şüphem yok…

Acaba savcılarımız, Nurettin Yıldız’a soruşturma açma konusunda gösterdikleri sürati Doğan grubunun haber politikalarıyla ilgili de gösterirler mi?

Şimdiye dek akıllarına gelmediyse bunu bir ihbar kabul edebilirler…

Zira bir insanın söylediği şeyleri çarpıtarak, söylemek istediğinin dışında bir şey söylüyormuş gibi göstermenin hukuki bir bedeli olmalı…

Nurettin Yıldız ile ilgili açıklama yapan Diyanet İşleri Başkanımız her akşam düzenledikleri video sabotajlarıyla dine ve dindarlara hakaret edilmesi için izleyicilerini kışkırtan Kanal D Haber’le ilgili de bir çift söz edecek mi acaba?

Başkanımızın söylediği gibi Hocalarımız “din hakkında konuşurken dikkatli olmalı” da haberciler olmamalı mı? Onların bir terzi gibi kafalarına göre videoları kesip biçme hakları mı var ?

Son bir söz…

8 Mart, kadın, içtihat, güncelleme gibi son dönemin önemli tartışmalarında minderden mutlu ayrılan tek taraf ne İhsan ya da Nurettin Hocalar ne de iktidar cephesidir…

En mutlu taraf, tartışmanın fitilini ateşleyip, sırtını koltuğa iyice yaslayarak kıs kıs gülen Doğan Medya Gurubu’dur…

ELEŞTİRİ YAPANLAR FETÖCÜ MÜ?

Güncelleme ve “içtihat” gibi toplumun ekseriyetini ilgilendiren konularda insanların düşüncelerini paylaşmamaları düşünülemezdi.

Nitekim toplumun büyük bir kesimi gayet medeni ve itinalı bir şekilde tepkilerini dile getirdiler. Hatırı sayılır ilahiyatçılardan çok yerinde ve ikna edici metinler okuduk bu vesileyle…

Fakat Bekir Bozdağ, benzer tepkilerle ilgili “Bugün baktığınız zaman pek çok çevre FETÖcüsünden, PKK’sından, başkaca terör örgütlerine kadar, Cumhurbaşkanımıza düşmanlığı en büyük meziyet sayan zavallıcılarına kadar herkes hücum ediyor.” dedi.

Bu verimli tartışma zemininde gösterilen tepkinin “FETÖ ve PKK” mensubiyeti ile itham edilmesi doğrusu biraz abartılı oldu.

Zira benim takip ettiğim Cumhurbaşkanımıza bazı hususları hatırlatan insanların büyük kısmı marjinal bloklardan değil bizzat “mahalleden” insanlardı ki bu nedenle tartışma, terminolojisiyle de bir miktar aile içi tartışma olarak döndü. Bu kişiler Cumhurbaşkanımızın dindar biri olarak görüşlerini paylaşabileceğine inandıkları gibi kendi düşüncelerini de beyan etme özgürlükleri olduğuna inanıyorlardı. Bunu da gayet usturuplu bir şekilde ifade ettiler.

Dolayısıyla yapıcı eleştirilerin çok büyük bir kısmında sayın bakanın dediği gibi Cumhurbaşkanının imanını sorgulamak gibi çirkin bir yaklaşım olduğu izlenimi bende kesinlikle oluşmadı. Böyle bir şey olamaz da zaten…

Kimsenin Cumhurbaşkanının imanını “Allah ve Resulüne olan sevgisini, sadakatini” sorgulamaya hakkı yok elbette. Ancak aynı şekilde kimse de vatandaşın “Allah ve Resul’üne duyduğu sevgiyi ve sadakati” sorgulamamalı.

BU İÇTİHADİ BİR MESELE Mİ?

İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanının İslam’ın 14 asır öncesinin hükümleriyle uygulanamayacağı şeklindeki sözlerini “Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz.” Mecelle hükmüyle tevil etti. Yani zamanla dinin yorumunun değişebileceği kaidesine atıf yaptı. “İçtihat” kelimesini kullandı özellikle… İçtihat ifadesinin terminoloji itibariyle tartışmayı doğuran örneğe pek uygun olduğunu zannetmiyorum.

Bu bağlama en uygun Mecelle maddesi “Mevrid’i nassda içtihada mesağ yoktur”.

Yani, “Sübut ve delilleri Kat’i nassla sabit olan bir konuda içtihad caiz değildir.”

Bir meselenin içtihada konu olabilmesi için dinin kaynakları olan Kuran’ı Kerim ve sünnette ona delil olmaması gerekiyor demek istiyor madde. Şayet Kuran’ı Kerim ve sünnette meseleye ilişkin bir delil var ise içtihat caiz değildir.

Bu nedenle tartışmaya kaynaklık eden “kadın” ile ilgili o mesele esasen içtihadi bir mesele değil. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığının Kuran’ı Kerim Mealinde bile Nisa suresi 34. Ayet: “(Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (Hafifçe) dövün.” şeklinde çevrilmiş.

AHMET HAKAN, DOĞAN’IN SON “TETİKÇİSİ”

Senin gücün ancak Nurettin Yıldız Hoca gibilere yeter Ahmet Hakan…

Senin gibi her akşam ekrandaki kocaman eşkali işaret parmağıyla göstererek “Bu adam!” diye başlayan nutuklarla insanların hedef gösterildiği haber bülteni sunma imkanı olmayanlara…

Kadın ve şiddet gibi Türkiye’nin en mümbit, en kârlı konularına, tribünlere doğru soyunur gibi dalman bu yüzden.

Madem öyle sana kadına şiddet konusuyla ilgili yeni bir “rant” tüyosu verebilirim.

Senin grubunun bir dizisi var.

Ahlaki olmadığı halde senin de zaman zaman bültenin içinde reklamını yaptığın bir dizi…

Adı, Siyah Beyaz Aşk…

Senin haber bültenin gibi değil, hakikaten çok izleniyor…

Her bölümde sadece sosyal medya mesajları milyonu buluyor.

O dizide kaçırılan bir kadın var.

Hem de mafya hesabına çalışan bir kiralık katil tarafından.

Adam kızı hem kaçırıyor hem de zorla evleniyor…

Senin şu haber bültenlerinde iştahla anlattığın psikopat profilinin bir kopyası.

Kadına “kalk, git, yat, sus, çık, giyin” diye kabaca hitap eden şiddet düşkünü biri.

Yani adam da dizi de tam senlik anlayacağın…

Haber bülteninde dizinin kahramanını arkandaki büyük ekrana alıp “Bu adam var ya!” diyeceğin anı düşünüyorum da…

Hakikaten izlemesi çok keyifli olur…

Böyle şehvet dolu linç hadiselerini sen seversin.

Evire çevire bu diziyi kötüler ve belki de bu kötülük saçan yapımın yayından kaldırılmasını bile sağlayabilirsin…

Senin gibi gazeteciliği hiçbir iktidara göz kırpmadan yapan onurlu adamların, milyonlarca genç adam ve kadına ulaşan böyle bir yapıma geçit vermeyeceğini düşünüyorum. Çünkü dizi düpedüz kadına şiddeti estetize ediyor. Kadını ikinci sınıf gören, aşağılayan bir adamı kahraman ilan ediyor. Kulağa inanılmaz geliyor biliyorum ama gerçek, hem de her pazartesi yayımlanıyor…

Şimdi bir operasyon da Siyah Beyaz Aşk için bekliyoruz senden.

Bütün şiddet mağduru kadınlar için…

Taksim’de yürüyen pankartlı feministler için…

Dizinin senin haber sunduğun, yazı yazdığın gruba ait olmasının, senin için önemsiz olduğunu biliyoruz. Meslek ahlakına(!) itimadımız tam… (YENİ AKİT)